Ateşten Ayakkabı Rüzgardan Sandalet

"Şişmanlık, kısa boylu olmak ve fakirlik, üç tane kötü özellik bir arada bana çok fazla geliyor!"diye düşünüyordu Tim.
Babası gezgin bir ayakkabı tamircisi olan çocuk, arkadaşları tarafından alay edilmekten ve onların sahip olduklarına sahip olamamaktan ötürü mutsuz.
O kadar mutsuz ki Tim, doğum günü hediyesi olarak artık Tim olmamayı diliyor.
Ve öylesine harika bir ailesi var ki başka hiçbir çocuğun sahip olamayacağı bir hediye veriyorlar ona.
Tim'e kendi hikayesini yazmak için muazzam bir fırsat sunan anne ve babası doğum gününde ona kocaman bir macera hediye ediyor.
Babasının bilgece ve nüktedan hikayelerini dinleyerek çıktıkları yolculukta, kasaba kasaba gezip tamir bekleyen ayakkabıları onarırken, bir yandan hikayeler biriktiriyor iki gezgin.
Ateşten Ayakkabı ve Rüzgardan Sandalet, iki kızılderili gibi cesaret ve becerilerini kanıtlarken, Tim gün geçtikçe Tim'i daha iyi tanıyor. Tim olmayı daha çok seviyor.
Rüzgardan Sandalet'in şakaları can sıkıcı olsalar da, doğrusu küçük okur, Tim'in yerinde olmayı çok istiyor.
Bunun için şişman, kısa ve fakir olması gerekse dahi istiyor.
Uğradıkları her durakta yeni bir hikayeyle zenginleşen Tim, "gezgin bir yağ tulumu"ndan fazlası olduğunu biliyor.
Ve hikaye anlatma vakti Ateşten Ayakkabı'ya geldiğinde, büyüdüğünde, tek başına uzaklara uçtuğunda korkmayacağını ve tüm yolları tanıyacağını biliyor.
Eser yetişkinlere birer terapi fırsatı sunarken, küçük okurlarla unutulmaz bir bağ kuruyor.
Ursula Wölfel'in ustaca kurgusu ve hayranlık uyandıran edebi diline eşlik eden yalın resimlemeyle bu harikulade kitabı Nöbetçi kitaplığın baş köşesine yerleştirdiğimizde öylesine büyük bir minnetle ışıdı ki kalbimiz, doğrusu üç beş satırdan fazlasını hak ediyor.
Tam da bu satırlardan başlayarak uzunca zamandır sözcüklerden tasarruf edip heybesini zamanla dolduran yazar bir istisna yapıp bu keşifle hissettiklerinden dem vuruyor.
Farklılıklarımızın yoksunluk değil zenginlik olduğu, yara açan her hikayenin yara kapatma becerisi kazandırdığı, ancak kabuğu kırıp dışarı çıkarak, ancak yaşanarak "olunduğu"dünyada kabuklarımızın içinde ham ve yaş, küflenmeyi bekleyen tohumlar gibiyiz.
Kabuğu kırsak, kafamızı çıkarıp uzatsak, filizlenip sarılsak, büyüyüp savrulsak, işte o zaman...
o zaman olacağız.
Altından bir kabuk içinde güvenle çürümek,
kabuğun dışında, savunmasızca var olmaya, yaşamın tadına bakmaya yeğlenir mi?
Bir gezgin olmak bir tarafa, havayı solumadan yaşıyor sayılır mı insan?
Havada zararlı mikroplar, fakirlik ve şişmanlık olsa da :)

"Ateşten Ayakkabı Rüzgardan Sandalet"e bayıldık.
ve Ursula Wölfel sana minnet borçluyuz.

Ateşten Ayakkabı
Rüzgardan Sandalet
Yazan, Ursula Wölfel
Resimleyen, Bettina Wölfel
Çeviren, Gülser Epçeli
Çizmeli Kedi Kitaplığı
7+ ve büyümeye dirençlilere






0 yorum:

Yorum Gönder

 

Facebook

Video Of Day

Google+ Followers

Advertisement