Tuhaf Adamlar Serisi

Tuhaf Adamlar serisi oldukça tuhaf bir seri. Nitekim Mevlâna İdris de pek sıradan bir yazar sayılmaz.
Mevlâna İdris sevenlerin  iyi bildiği bu seri şu anda temin edilemiyor olsa da blogda yer verip yayıncılarının kulağına su kaçırmakta fayda gördük.
"Kirpiler Şapka Giymez"i kütüphanede bulup okurken her satırı ayrı bezenmiş ustalıklı dili karşısında içimiz içimize sığmazken Tuhaf Adamlar serisini okurken de aynı frekansta bir lezzet alacağımızı sanmıştık doğrusu.
Tuhaf adamları pek tuhaf ve eğlenceli bulsak da "Acayip Hayvanlar" serisi de dahil olmak üzere, "Kirpiler Şapka Giymez"in eline su dökebilene denk gelmedik efendim.
Yolunuz Ümraniye Ahmet Süheyl Ünver Halk ve Çocuk Kütüphanesi'ne düşer ve daha da güzeli kitap okurda olmazsa oldukça eski basım bu hikaye derlemesini edinmenizi ve okumanızı "şiddetle" tavsiye ederim.
Gelelim Tuhaf Adamlar serisine.
Kipat Yayınları'ndan çıkan ve biri dışında tamamını Birsu Çeltek'in resimlediği seriye bugün erişmek bir hayli güç.
O sebeple tek tek blog yazılarında değil tek bir başlık altında bahsedeceğim.
Daha önce..
Tamamen subjektif olarak sevgili Birsu Çeltek'in resimlemesine  ısınmadığımızdan, serinin onuncu kitabı  "Yağmurlu Şehirdeki Adam"ı resimleyen Gökhan Numanoğlu'nun adını diğer kitaplarda da aradığımızı söylemek zorundayım.
Serinin tamamı için söylenebilecek bir diğer şey alışıldık çocuk edebiyatı eserlerinden farklı bir üslup ve kurguya sahip olması. 
Ucu açık, sonu belirsiz, şaşırtıcı, absürt, bazen rahatsız edici, son derece gülünç ve keyifli bir seri bu. Felsefe sever küçükler için bile "Şaka mı gerçek mi?" sorusunun rahatsız ediciğini içeren kurgusu, niteleyici ve bildik hikayelerin dünyasında küçük zihinleri güzelce silkeliyor. Bu tür bir üslubu tercih edip etmemek ise çocuğunu iyi tanıyan siz ebeveynlere kalmış. Tabii, seçimlerini kendi yapmakta mahir çocukların anne babalarına sadece onlara eşlik etmek düşebilir.

1. Para Dağıtan Adam:

Birsu Çeltek resimlemesine dil uzatıp birinci kitabı elime aldığımda sıradışı grafik kullanımı ve resimlemesiyle bu kitaptaki üslubunu sevdiğimizi hatırladım ve biraz mahcup hissettim doğrusu.
Kimsenin mahalleye taşındığını farketmediği, siyah kaşgollu bir adam Para Dağıtan Adam. Ama henüz hiçbiri, dertlerinin çözümünün onda olduğunu bilmiyor. 
Rutin bir düzende devam eden ve küçük okura göre "sıkıcı"olan hayatlarının içinde iki katlı evin meskunu uzun siyah kaşgollu adam bir istisna.
Uzun süre izliyor penceresinden, yeni taşındığı bu şehrin koşuşturmacasını.
Nihayet bir sandalye çekip caddedeki kalabalığın ortasına oturuveriyor ve gelene geçene sual ediyor:
-Nereye gidiyorsun?
-İşe gidiyorum.
-Neden?
-Para Kazanmam lazım.
-Neden?
Siyah kaşkollu adam o anda ve sonra cebinden çıkardığı tomar tomar parayı insanlara dağıtmaya başlıyor.
Kimsenin çalışması gerekmiyor artık. Ama gelin görün ki çöpler toplanmıyor. "Büyük bir amaçsızlık ve anlamsızlık herkesin karnını doyuruyor, bütün dünyayı kuşatıyor".
İyice yaşanmaz hale gelen şehirler gün geçtikçe köylere doğru boşalmaya başlıyor.
Ve bir gün şaşırtıcı bir şey oluyor. Şehirde tek başına kaldığını sanan siyah kaşgollu adam, caddede tek başına ve amaçsızca yürüyen sağır birini görüyor. 
İşte tam o anda başlayan bir uyanışla yüzbinlerce insan şehre geri dönerek ellerindeki tomar tomar parayı yırtmaya başlıyor. Paranın sadece bir kağıt olduğunu ve ona anlam verenin insanlar olduğunu hatırlatıyor yazar ustalıkla.
Üretmek için paraya ihtiyacımız olmadığı gibi, tüketmek için de yok. Öyle değil mi? 7+









2. Masal Alan Adam:

Binlerce altından daha değerli masalların kitabı Masal Alan Adam. Serinin belki de en sevdiğimiz kitabı. Elinde iki çuvalla kapı kapı dolaşıp köydeki bütün masalları  alan, karşılığında da dolu çuvaldan altın veren adam, topladığı bin üç yüz yetmiş sekiz masalla gözden kayboluyor. Bildikleri tüm masalları boş çuvala anlatan köylüler ise masalsız kalıyorlar. Koca bir kışı masalsız geçiremeyeceklerini anladıklarında ise komşu köyleri ziyaret edip yeni masallar öğreniyorlar. Doğrusu ya, sözlü kültürün en değerli hazinelerinden masalları anlatmayı bırakıp, birer çuvalın içinde unutulmaya hapsettiğimiz bir vakıa. Masalları bizim için muhafaza edip yine bizimle paylaşan masal alan adamlarımız olmasa halimiz nice olurdu? Çok yaşasın masal anlatan anneanne, babaanne, dede ve nenelerimiz! 6+






3. Profesör Haşır Huşur:

Bulduğu her şeyi kağıtlara, masalara, duvarlara, camlara yazarak hapseden ve giysisi bile rahatça not alabilsin diye kağıttan yapılmış olan profesör Haşır Huşur çok sevimli.
Profesör bir pireyi kopyalamayı başardığında birine gerçek, diğerine yalan ismini koyuyor. Kopyalarıyla gerçekleri birbirine karışarak her yeri dolduran çeşit çeşit hayvanın arasında bir timsah ise müthiş gözlem yeteneğiyle formülü çözüp kopya hayvanlar üretmeye başlıyor. Onu Sansar takip ediyor. İşler öyle sarpa sarıyor ki profesör derin uykudayken kopya karıncalar bir dernek bile kuruyor.
Sonra ne mi oluyor? Bir tane de Profesör Haşır Huşur'dan yapıyorlar tabii. Kopya profesörle, gerçeği uykudayken işbirliği yapıp işi büyüttükçe büyütüyor çılgın hayvanlar. Bu füturusuz, delice ve amaçsız ekip daha da garip şeyler yapıp sokaktaki insanlardan yüzlerce kopya yapmaya başladığında bu işi kârlı bulan kötü adamlarca keşfediliyorlar.
Kopya adamların oluşturduğu savaş gücüyle ordular kuruluyor ve dünyanın her yerinde kaos hakim oluyor. Kaosu sona erdirme timi iş başında! 8+






4. Düşünen Adam:

Çok düşünen, sesli düşünen, sesli düşündüğünü fark etmeyen yaşlı bir adam Düşünen Adam.
O kadar sesli düşünüyor ki, cebindeki paranın yerini yankesicilere söylüyor. 
"Bir gün insanlar, yaşlı adamın ölümle ilgili düşüncelerini duydular. Akmayan bir çeşmenin başında ölüyordu adam. Ama sesli düşünmeye devam ediyordu. Hayatın kısalığından söz ediyordu. Aşkın bu dünyadaki en güzel şey olduğundan söz ediyordu. "Herkes ölecek" diyordu. "Bakın ben ölüyorum, benden öncekiler gibi"diyordu. "Yarın yine güneş doğacak, çiçekler yine açacak, insanlar işe geç kalıyorum diye yine telaş edecek mi?" diyordu."
8+






5. Saçları Dökülen Adam:

Azıcık silekelense, kuru yapraklarını döker gibi saçlarını döken bir adamın hikayesi bu. Nihayet saçlarının dökülmesinin bir numaralı suçlusunu buluyor adam. Ve elinde bir kerpetenle yerçekimi arayıp hesaplaşmak üzere yola koyuluyor. Yerçekimini yerden çıkarmayı başardı mı, saçları artık kafasında kalmaya kararlı mı? Yoksa yerçekimini ararken tam da içine düşüp bir daha çıkamadı mı? Filozof Köpek'te olduğu gibi biraz ürkütücü bir sonu var doğrusu ;) 8+







6. Kuş Adam: 

İnsan olmaktan sıkılıp kuş olmaya karar veren adamın hikayesi.
Bir elektrik telinin üzerine kuşlarla yan yana bir adam. Üzerinde neredeyse hiç giysisi yok. Onlar gibi ötüyor, onlar gibi besleniyor. Ama bir gün kuş adam, o kadar kuş oluyor ki yüzlerce kuş üzerine üşüşüp onu gagalamaya başlıyor. Gagalamak dediysek, belki de öpüyorlar. Kuşlar arasında özel bir iletişim metodu olmalı, yazarın da bir fikri yok. ;) 7+







7. Dokuz Düğmeli Adam:

Dokuz Düğmeli Adam pek bir tuhaf. Bir çocuk parkında yaşanıyor olmasa tüm bu olanlar..belki de o kadar tuhaf olmayacaktı. 
Belki de tam da o kadar tuhaf olmasını istedi yazar. Ama bu tuhaflık bizim bünyemize bu sefer fazla geldi.

9 düğmeli tişörtünün her düğmesini açtığında parkta harikulade değişiklikler oluyor. Şenlik üstüne şenlikten, pastadan börekten sonra dokuzuncu düğmeyi açıveriyor adam. Ve cocukların yıllar önce kaybettikleri sevdikleri,büyükleri beliriveriyor parkta. Hepsi koşarak, büyük bir sevinçle kaybettikleri yakınlarına sarılıyor.
Ve düğmeler iliklenip, şenlik bittiğinde her biri tek tek yok oluyor. 9 düğmeli adamı sevemedik. Aynı parktaki bekçi gibi karşısına dikilip: " Sen ne oynayıp duruyorsun bakalım düğmelerinle" dedikten sonra düdüğümüzü yüzüne karşı üfleyip oradan ayrıldık.







8. Tersine Adam:

Tersine Adam, Benjamin Button gibi ihtiyar doğup geriye doğru yaşıyor hayatı. Ve tersine adam annesinin çiçekli yorganı altında bir bebek gibi uyurken otuzlu yaşlarında.  7+






9. Televizyonları Bozulan Şehir:

Yine serinin en sevdiğimiz kitaplarından biri de Televizyonları Bozulan Şehir.
Yalnız başına yaşadığı evinde geçirdiği sinir patlamalarının tüm şehrin televizyon yayınını bozduğundan habersiz bir ihtiyar..
Yoğun sinir patlamaları otuzkilometrekareye yayılan bu adamın bir an önce sakineştirilmesi gerekiyor ki insanlar sıkıcı hayatlarına ve televizyonlarına geri dönebilsinler.
Televizyonsuzluktan; televizyon nezlesi, televizyon bronşiti, televizyon halsizi gibi hastalıklar da peydah olunca insanlar şehri terk etmeye başlıyorlar.
Artık şehirde tek başına yaşayan adam, insanların ilişmekten korktuğu güçlü mü güçlü bir dalga bozan.
Televizyon karşısındaki insanın cinnetine dair yetişkin okurun yüzünde bir gülümseme bırakıp gidiyor kitap.
Bir cinnete bakar!





10. Yağmurlu Şehirdeki Adam:

"Gazete okurken öksürüyorum ve bir ormanın derinliklerinden gelen bir geyik sesi duyuyorum" diyen elli iki bahar görmüş elli iki yaşındaki adamın hikayesi bu. Bu cümleyi o kadar çok ve sık söylüyor ki sonunda bundan bıkan şehirliler tarafından oradan kovuluyor. Sonra ne mi oluyor? 
O gittikten sonraki gün şehirdeki herkes gazete okurken öksürmeye ve ormanın derinliklerinden gelen bir geyik sesi duymaya başlıyor.
Ve şehirde sadece bu konuşulur oluyor.
Efendim küçük okurun düşünce dünyasında nelere tekabül eder bilinmez ama biz yetişkinler için onlarca senaryo çağıran bir son bu.
Acaba bir insan bir şeyi çok söylüyorsa bu onun diğerlerinin üzerinden kaldırdığı bir yük müdür?
Delice de olsa, delilerin deliliğinin doldurduğu bir boşluk mu vardır?
Ya da eğer bir şeye yeterince uzun süre kulak tıkarsanız o şey daha yüksek sesle ve daha yıkıcı olarak ortaya çıkarak varlığını ispat ediyor olabilir mi?
Ucu açık sonlar demiştik ya hani?
İşte onları bu yüzden seviyoruz. 8+









Tuhaf Adamlar Serisi
Yazan, Mevlâna İdris
Resimleyen, Birsu Çeltek - Gökhan Numanoğlu
6-8 yaş ve üzeri, hikayeler uzun, resimleme bol.



0 yorum:

Yorum Gönder

 

Facebook

Video Of Day

Google+ Followers

Advertisement