İn çocuğum, düşeceksin!

Bir anne çocuğuyla konuşuyorsa bu olağanüstü hal var anlamına gelir! O sebeple ikinci cümleden itibaren muhakkak o konuşma anne ve çocuğun dışına çıkar. Üçüncü ve dördüncü kişiler parmak sallayarak ya da seslerini kedi yavrusu gibi incelterek konuşmaya katılırlar.
Zira toplumun bir kesimine göre anneler çocuklarıyla konuşmamalı. Çocuklar bu kadar dikkate alınmamalı, bu kadar fazla dinlenip, söyledikleri bu denli önemsenmemeli. Öyle "çok da şeyapmamalı" yani. Hele okulla, öğretmenle derdi varsa asla kulak asılıp olumsuz düşünceleri pekiştirilmemeli!
Çünkü okul, aslolan kutsalların yanında sistemin uydurduğu bir başka kutsal. Aman kutsala dikkat! Olur da "şeyapılırsa", toplum teyakkuza geçer. Müdahele edip, çıkıntıyı giderir.
Peki, tamamen haksızlar mı? Çocuğu dinlememe, cevap vermeme, arada kendi zihninin selameti için susma hakkını kullanma seçeneği yok mudur? 
Çocuğun sorunları için kendi çözümlerini üretebilmesi nasıl gerçekleşir? Çocuğa alan kazandırmak, sözcüklerin ve eylemlerin kargaşasını azaltmak gerekmez mi? Herkesi her zaman dinleyebilecek kadar kusursuz birer dinleyici olabilir miyiz? Olmalı mıyız?
Toplumun diğer bir kesimine göre ki bu kesimin bir kısmını kafayı çocuk gelişimi ve etkinliklerle bozmuş biz anneler oluşturuyor. Çocuklar her daim dinlenmeli, pedagojik açıdan nasıl uygunsa öyle cevaplanmalı, hiçbir "öğretme" fırsatı kaçırılmamalı, -Dikkat, öğrenme değil- bütün etkinlikler takip edilmeli, tüm gelişimsel aktiviteler yaşına uygun biçimde yapılmalı. Mesela o esnada bir ayı yolun tam karşısından anneyle çocuğun üstüne doğru koşuyorsa anne derhal, "Aaa oğlum bak bu bir boz ayı, bu tür ülkemizde de görünür, ne kadar harika değil mi?" vs. diye bildigi tüm bilgileri çocuğa aktarmalıdır.
Bu kesime göre, gerekirse diğer anneler sorumluluk bilinciyle derhal uyarılmalı, hatta anneyle çocuğun arasına girilip müdahele edilmeli çünkü en doğru pedagojik yaklaşım müdahil tarafından biliniyor olmalı. İki kişi konuşurken araya girmeyen çoğunluğa göre çocuk ikinci kişi değildir. Olsa olsa "maruz kalan"dır, nesne mesabesindedir. 
Anne babaya, baba da anneye müdahele edip düzeltmeli, herşey modern kuramların söyledikleri doğrultusunda ilerlesin diye gerekirse tabiat, genetik miras ve doğal arızalar reddedilmeli.
Peki böyle düşünenler tamamen haksız mı? Haksız gibi görünseler de, tamamiyle değiller. Bana göre (çok bilmiş bir başka ana);
Çocuk soru sorduğunda, dilinin döndüğünce birşeyler anlattığında "ayy ne sevimli, kikir kikir, bak sen şuna, büyümüş de küçülmüş"demek ve kahkahayı koyvermek yerine orada olup ona güldüğünüzü bildiğini hatırlayın. Sizi duyabilir, görebilir ve hissedebilir. Çok ilginç gelecek ama siz soylediği koca koca laflara gülerken buna anlam veremeyip öfkelenebilir de.
Hah, şimdi de öfkelenmesi meselesi var! Ah, bu yeni nesil anneler çocuklarını pek şimartıyorlar ayol. Hoş hepsi de profesör doğuyor zaten!
Diğer teori, annenin çocuğuna öfke kontrolünü öğretememiş olması ki bu düşüncenin sahiplerinin her çocukları için çok fonksiyonlu birer kumandası var ceketlerinin iç ceplerinde.
"Bak, o hiç ağlıyor mu"silahı var bir de meşhur. Bunun, "Bak, o nasıl konuşuyor bıcır bıcır" versiyonuna şahit oldum bu yakında.
"Oğlum, lütfen biraz mola ver. Dinleyemiyorum şu anda."dedim. Sürekli konuşan bir çocuktum, benim oğlan da aynı annesi işte. Hemen bir hanım "Ay bırakın konussun, ben konuşsun diye gözlerinin içine bakıyorum, siz konuşmasın diye! Anne gel, baba ver demekten ötesi yok" dedi. 😃 
Öyleyse!? Bu sizin hikaye, bu da benimki. Ne kadar da farklı değil mi?
"Eninde sonunda konuşacak nasılsa, mizacında varsa, istemediğiniz kadar hem de.." dedim gülümseyerek.
Hemen arkalarındaki yer boşaldı ve oturduk. Benim oğlan soluksuz anlatmaya, sormaya, duygu ve düşüncelerinden bahsetmeye devam ederken hanımefendi arkasına doğru güçlükle çevirdiği kafasıyla duyabildiği kadarını düzeltip, olabildiğince incellttiği sesiyle: "ama annesi.. değil mi?" gibi ilişkisiz toplumsal sorumluluk bilinci cümleleri serdediyor. Güler misin, ağlar mısın? 😃
Geçen gün 30 derece sıcaklıkta slingin üzerinden battaniyeyle sarmalanmış bebeği görünce bunları düşünüp zapdettim kendimi. 
Çok bilmiş ana kontenjanından ikiye böldüğüm toplumun hangi kesimine dahil olduğumu düşündüm kara kara!
Sonra seslendim düşe yazan oğlana: "Oğlum, düşeceksin in aşağı lütfen!"
Düşeceğinden değil de arada ayarım bozulduğundan 😀
Gözünüzü seveyim, oynamayın ayarlarımızla.



*Ramazanınız mübarek, "Oruç Balıklarınız" en kocamanından olsun!






0 yorum:

Yorum Gönder

 

Facebook

Video Of Day

Google+ Followers

Advertisement