Çizginin Icindeki Ya Da Dısındakiler!

Farklı şeyler denemek, farklı hızlara ve yöntemlere sahip olmak eğitim sistemi içinde bir çocugu cizginin dışına çıkarmaya yetiyor.
Çizginin dışındaki ise, umutsuz vaka(!)
Oysa ki, tam aksine cizginin dışına çıkmakla mümkün ufku aşmak ; yeni renkler denemekle, yeni sözcükler türetmekle, düşünmekle ve düşündüğünden korkmamakla!
Oğluma birşey "öğretmekte" zorlandıklarını söyleyen öğretmenleri oldu.
Üstelik daha 3,5 yaşındayken başladı bu türden tahliller.
Hayal gücünün sıkıntılı (!) biçimde fazla olduğunu da söylediler.
Hatta çok da sevdiğim iyi yürekli, idealist ve genç öğretmeni bu kadar çok kitap okumasının zararlı olduğunu dahi iddia etti.
Başına buyrukluğu ve bağımsız tavırlarının "sistem" için sıkıntılı olduğunu, ileride bunların sancısını yaşayacağımı da söylediler. Çünkü öğretme sorumluluğuyla parçası oldukları sistemin sıkıntısını kendi çocuklarıyla onlar da tecrübe ediyordu.
Bazı şeyleri bilmediğini iddia ettiler ve çok geçmeden sadece yapmak ya da söylemek istemedigini kabul etmek zorunda kaldılar.
Buna rağmen çoğu zaman haklı oldular. Parcası olup ayakta tuttuğumuz sistemin aslında tamamen sindiremediği, hazmedemediği, öngöremediği herşeyi onlar içindeyken dışında tutmayı başardığı doğruydu.
Kurallar ve direktiflerle nasıl olacağı belirlenmişti herşeyin. Öngörülebilir ve normaldi!
Bir konuda daha haklıydı öğretmenleri, benim için zor olacaktı.
Çünkü ona hiçbir şey "ögretemezdim". O kendisi, dilediği zamanda, dilediği hızda ve yönde öğrenecekti. Bu da benim için çok sıkıntılıydı.
Başarmak isteyip de çözemediğinde ona öğretmemi de istemiyordu çünkü tek başına başarmak istiyordu.
İlk insan gibi, tüm basamakları adım adım kendi çikmak!
Olur da birinden birşey ögrenir ve bu aşikar bilgiyle "başarırsa" bunu hissedemeyecekti! :) eh, o da öyle bir insandı. İnsan dedim de şaşırıp duralamayın.. Çocuk dediysem, insan yahu!
....
Ancak sistem dedikleri okulun, dahası dünyanın öngörülemez bir tecrübe için zamanı yoktu. Hicbir proje riske edilemez ya da hicbir aza başıboş bırakılamazdı.
Önce anneler birbirinin kulağına fısıldayacak sonra ögretmenler annelerin,
öğretmenlerin kulaklarına kuramcılar fısıldayacak, bazen de geleneğin hayaletleri..
Bu anlamsız ve telaşlı uğultuda büyümeye çalışacak onlar..

Helen Buckley'in şiirini hatırladım bir annenin güncesini okuduktan hemen sonra..
Her seferinde..o son satırda boğazımı düğümleyen meşhur şiir..

Bir gün küçük bir çocuk okula başladı.
Çocuk oldukça küçüktü
Ve okul oldukça büyüktü.
Ama küçük çocuk
Dışarıdaki kapıdan içeri girince
Sınıfına gidebileceğini fark etti.
Mutluydu
Ve okul artık gözüne
Eskisi kadar büyük görünmedi.

Küçük çocuk okula başladıktan bir süre sonra,
Bir sabah öğretmen, “Bugün bir resim yapacağız” dedi.
“Güzel!” diye düşündü küçük çocuk.
Her tür resim yapmayı severdi;
Aslanlar ve kaplanlar,
Tavuklar ve inekler,
Trenler ve gemiler…
Hemen boya kalemi kutusunu çıkardı
Ve çizmeye başladı.

Ama “Bekle!” dedi öğretmen,
“Daha başlama zamanı gelmedi!”
Ve öğretmen herkesin hazır olmasını bekledi.
“Şimdi” dedi öğretmen,
“Çiçek resmi çizeceğiz.”
“Güzel!” diye düşündü küçük çocuk,

Pembe, turuncu ve mavi kalemleriyle
Güzel çiçekler çizmeyi çok severdi.
Ama “Bekle!” dedi öğretmen,
“Size nasıl çizileceğini göstereceğim.”
Ve yeşil saplı kırmızı bir çiçek çizdi.
“İşte” dedi öğretmen,
“Şimdi başlayabilirsiniz.”

Küçük çocuk öğretmeninin çiçeğine baktı,
Sonra kendi çiçeğine baktı.
Kendi çiçeğini öğretmeninkinden daha çok sevdi
Ama bunu söylemedi.
Kağıdının arkasını çevirdi,
Ve öğretmeninki gibi bir çiçek çizdi.
Yeşil saplı kırmızı bir çiçekti.

Başka bir gün,
Küçük çocuk girişteki kapıyı
Tek başına açmayı başardıktan sonra,
Öğretmen, “Bugün kille bir şeyler yapacağız” dedi.
“Güzel!” diye düşündü küçük çocuk.
Kili çok severdi.
Kille her şeyi yapabilirdi:
Yılanlar ve kardan adamlar,
Filler ve fareler,
Arabalar ve kamyonlar…
Ve elindeki kil topuyla oynamaya başladı
Bir güzel.

Ama “Bekle!” dedi öğretmen,
“Daha başlama zamanı gelmedi!”
Ve öğretmen herkesin hazır olmasını bekledi.
“Şimdi” dedi öğretmen,
“Bir tabak yapacağız.”

“Güzel!” diye düşündü küçük çocuk,
Tabak yapmayı çok severdi.
Ve bir sürü farklı şekilde ve boyutta
Tabaklar yapmaya başladı.

Ama “Bekle!” dedi öğretmen,
“Size nasıl yapılacağını göstereceğim.”
Ve öğretmen herkese gösterdi nasıl yapılacağını
Derin bir tabağın.
“İşte,” dedi öğretmen,
“Şimdi başlayabilirsiniz.”

Küçük çocuk öğretmeninin tabağına baktı,
Sonra kendi tabağına baktı.
Kendi tabağını öğretmeninkinden daha çok sevdi
Ama bunu söylemedi.
Elindeki kili yuvarlayarak tekrar top haline getirdi
Ve öğretmeninki gibi bir tabak yaptı.
Derin bir tabaktı.

Ve kısa bir süre sonra
Küçük çocuk beklemeyi öğrendi,
Ve izlemeyi
Ve her şeyi öğretmeninki gibi yapmayı.
Ve kısa bir süre sonra
Kendiliğinden hiçbir şey yapmamaya başladı.

Sonra bir gün
Küçük çocuk ve ailesi
Başka bir şehirdeki,
Başka bir eve taşındılar,
Ve küçük çocuk
Başka bir okula gitmek zorunda kaldı.
Bu okul diğer okuldan bile büyüktü.
Ve dışarıdan sınıfa açılan
Bir kapısı yoktu bu okulun.
Koca basamakları tırmanıp
Uzun bir koridordan yürüyüp
Sınıfına gidiyordu ancak.
Ve okulun ilk günü geldi.
Öğretmen “Bugün bir resim yapacağız” dedi.
“Güzel!” diye düşündü küçük çocuk.
Ve ona ne yapması gerektiğini söylemesi için
Bekledi öğretmenini.
Ama öğretmen hiçbir şey söylemedi.
Sadece sınıfta dolaştı.

Küçük çocuğun yanına gelince sordu:
“Resim çizmek istemiyor musun?”
“Evet,” dedi küçük çocuk.
“Ne çizeceğiz?” diye sordu.
“Sen yapana kadar bilemem,” dedi öğretmen.
“Nasıl yapmalıyım?” diye sordu küçük çocuk.

“Neden soruyorsun, istediğin gibi yap” dedi öğretmen.
“İstediğim renkte mi?” diye sordu küçük çocuk.
“İstediğin renkte” dedi öğretmen.
“Eğer herkes aynı resmi yapsaydı,
Ve aynı renkleri kullansaydı,
Kimin ne yaptığını,
Nasıl anlarım sonra?”
“Bilmiyorum” dedi küçük çocuk.
Ve sonra yeşil saplı kırmızı bir çiçek yapmaya başladı.

Helen Buckley

Sanatciyi hatirlayip fotografin hakkini teslim icin buraya donecegim :)

2 yorum:

  1. Bu sabah elindeki bardak tipli kutu ile halının üzerinde izler bırakarak bir zürafa çizdiğini anlatan çocuğumun çalışmasına bakarken bu şiir geldi aklıma ve ürperdim. Gidip ona sarılmamak için kendimi zor tuttum. İçimdeki kaygıyı hisseder diye korktum. Kaleminize sağlık efendim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) eyvallah.. o kaygıya sahipken hasar daha az olur diye teselli buluyorum. Hatirlayip silkelendikçe..

      Sil

 

Facebook

Video Of Day

Google+ Followers

Advertisement