Kurtlu Gazoz mu? Bırakın İçsin Yahu!

Çocuğumu çok mu zorluyorum nedir?
Anlaşamadığı çocuklar olduğunda çözümüm 'hmm öyleyse tonton çocukla ve dolayısıyla annesiyle görüşmeyeceğiz' olmadı hiç.
Ya da sırma saçlı kız sözleriyle incittiğinde kavgayla sonuçlanan her buluşmada öfkesine hakim olamamış çocuğuma görüşmeme kararını tebliğ etmedim. Bunun yerine kısa molalar verip iletişim düğümlerini çözmek için kendi çözümlerini bulsun istedim. Güçlensin..Onun tercihi de hep bu yöndeydi zaten. Ben ne kadar tersiyle huzur bulacak olsam da oğlum çatışmaların  üstüne gitmeyi ve anlaşmayı sever. Kaçmak ve kapanmak yerine koşar ve kurcalar. Her defasında kargaşayla sonlanan arkadaşlıklarda beni ber defasında bunu yaparak şaşırtmayı başarır. Geçen gün benden alıp bana satma yöntemiyle geldi kapıma oğul, der ki: 'Arkadaşlar arasında olur öyle şeyler.' 'Ama incindigini ve bir daha görüşmek istemediğini söylemiştin?' 'Bu sefer öyle olmayacak anne, çünkü ben o kötü şeyler söylediğinde onunla oynamayı bırakıp sakinleşmesi için yalnız bırakacağım. Ben de üstüne çok gitmiştim'
(Bu buluşmanın sonunda oğul mutasyona uğramış ve başka  bir yaşam formu bir süreliğine vücudunu ele geçirerek insan üstü desibelde bağırmasına sebep olmuştu. Daha önce var olduklarını dahi bilmediğim ve düşünmediğim kırmızı ve kabarık ense-boyun damarlarıyla tanışmıştım)

İstediğim onu çatışmadan uzak tutmak değil..benim çatışmadan uzakta olmam güzel olurdu ama doğrusu :) İstiyorum ki oğul ben huzurla çayımı yudumlarken çatışmalarını çözsün, insanları keşfetsin, kendini keşfetsin, duygularının hakimi olsun. Sonra tüm bunların kendiliğinden hallolduğu dünyada oğulla kol kola gezinelim, edebiyat sohbetleri yapıp sergiler gezelim. Misal fotoğraf cekip kağıttan gemilerimizi yarıştıralım. Arkadaslarıyla gezmelere çıktıgı ilk gençlik ve yetişkinlik evresine geçelim. Parayı bastırıp oyunun tüm levellarını satın alayım ve sonunda prensesi kurtardığı kısma geleyim falan.. Ama yapamam değil mi?
Onun için kusursuz bir biçimde tasarlanmış, en küçük ayrıntısı bile hesaplanmış bir gelişim süreci kendimi daha güvende ve huzurlu hissettirecek olsa da doğal olanın bu olmadığını biliyorum çünkü. Oğlum bir teknolojik cihaz ya da tepkileri ve yaşamının her anı öngörülebilir ve yönetilebilir bir robot değil.

Oğlum iletişim kurarken ve ilk insan mağaradan çıkarken benim aklıma hep aynı hatıranın ziyareti..
Çılgın bir ailenin çılgın kızı Elvan.. ilk arkadaşlarımdandı ve onunla birlikte aynı sinapsta yer alan diğer Elvan ilkokul 2.sınıfta çokça tükettiğimiz ve bir rivayete göre içinden kurt çıkan Elvan gazozlarıydı. Bunlar neden zihnimin aynı yerinde ve neden hep yan yana hatırlanıyor bilmem ama bir fikrim var.. belki de diyorum..seneler sonra bu benim beynimin Elvan'dan gizlice intikam alma yöntemidir. :)))

Evet..Elvan aşağılama, hakaret, küfür ve incitici her türlü sözle tanışmamı sağlayan güzide çocukluk arkadaşım..söylediklerinin bir tanesi bile maksatlı ya da saptanmış, tesbit edilmiş bir durumu içermese de bu çocukça tahkirlerin tahrip gücü çok yüksekti.

Eve salya sümük ağlayarak geldiğim bir gün annem artık dayanamayarak 'O sana ne söylüyorsa sen de ona aynısını söyle, söylediklerine de aldırma bak bakalım nasıl vazgeçecek' dedi.
Ertesi gün ödevime çalışıp gittim. 'Çöp tenekesi, kemik torbası' 'kafasız çuval, şişko dobişko, maymun surat, aptal, ....ve çok ayıp birkaç tane daha şey..ve hatırlayamadığım tonla şey!
Elvan neye uğradığını şaşırmıştı ama sonunda dişe dokunur bir rakip haline geldiğimi hissettiren saygı dolu bakışlarını unutamam herhalde :))) o günden sonra Elvan bir daha bana hiç sataşmadığı gibi bu arkadaşlığın da benim nazarımda pek çekiciliği kalmamıştı.
Uzunca bir süre sonra bir gün arabasız taze asfalt yolda çıplak ayaklarımla koşup kızgın sacda danseden ayı gibi zıpladığım o gün Elvan'ın annesini gördüm yokuşta.. usulca ayakkabılarımı giydim.
 Hani dışından azıcık, içinden çokça güldüğü zamanlarda gülücükler insanın gözlerinden ve burun kıvrımlarından falan firar eder ya.. Elvan'ın annesi de tam bir neşe bombası gibi patlamaya hazırdı belli ki.. bir planı vardı.
Ona Elvan nasıl? Hiç göremiyorum diye sorduğumda 'Elvan öldü, duymadın mı?'dedi ciddileşerek..çok ciddileşerek..
İnanmayacaksınız ama 9-10 yaşlarındaki bir çocuğa hiç yapılmayacak bir şakaydı ama şakaydı..
Analı kızlı bu kadar basit birkaç anla hafızamda bu denli çok yer edinmelerinin illa ki bir anlamı olmalı. Bildiğim anlamı şu ki; bir çocuğun kendi mücadelesini verip güçlendiği anların kıymeti gibisi yok!
Oğul şık olmayıversin mesela da istediği o sapkanın altina öbür şapkayı takıversin .Düşecek olsa da dilerse tek ayakkabısını farklı tekini farklı giyiversin. Düserse oturup neden düştüğünü düşünüp bulsun, ben hatırlatmayayım. Hele 'ben demiştim'hiç demeyeyim. Varsın bunu anlaması ve kabullenmesi için o ayakkabı kombin(!?) iyle 5 kere daha düşsün.
Varsın o arkadaşını haddinden fazla sevsin, ona sadece ailesini bu kadar sevmesinin normal olduğunu (?!) falan söylemeyeyim varsın incinsin, parçalansın ama sonra daha sağlam kalksın kırılan yerlerinden.
Varsın oyuncağını paylaştığında ya da ödünç verdiğinde bazen de geri gelmeyeceğini ya da zarar göreceğini zor yoldan ögrensin.. ama paylaşma demeyeyim..bazı anların paylaşmaya değer olduğunu hep bilsin.
Denesin, deneyimlesin, ögrensin...
Yalpalasın, düşsün, kalksın, koşsun ve sarılıp yükselsin !




0 yorum:

Yorum Gönder

 

Facebook

Video Of Day

Google+ Followers

Advertisement